Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
Atatürk'ün Türk Diline ve Türk Tarihine Verdiği Önem (5 ayrı kaynaktan)
Mesaj: #1
14-09-2008, 01:48 AM
mrtcn92
Yönetici
********
Root Admin

Para Puan: 25155
Mesajlar: 4,726
Grup: Root Admin
Katılım: Oct 2007
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
Atatürk'ün Türk Diline ve Türk Tarihine Verdiği Önem (5 ayrı kaynaktan)

Atatürkün Türk Diline ve Dilde Birliğe Verdiği Önem - 1



Bu yazımızda, Atatürk’ün çok önem verdiği ancak bizlerin O’nun kadar üzerine titremediğimiz bir konuyu ele almayı tercih ettik. Atatürk’ün Türk diline verdiği önem, bu makalemizin temelini teşkil ediyor.

Millet kavramı; birbirlerine birtakım bağlar ile bağlanmış insanlardan meydana gelen topluluk olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlar ana hatlarıyla; ırk birliği, dil birliği, din birliği, siyasi varlık birliği, yurt birliği, tarihi yakınlık ve ahlâkî yakınlıktır. Sıradan insan topluluklarını millet haline getiren bağlar, işte bu bağlardır.

Aynı dili konuşmayan sıradan bir insan topluluğunun, millet olabilmesi mümkün değildir. Hatta bir görüşe göre millet; aynı dili konuşan insanların meydana getirdiği topluluktur. Bir milletin meydana gelebilmesi ve bir devletin kurulabilmesi için öncelikle o topluluktaki bireylerin birbirleriyle konuşup, anlaşabilmeleri gerekmektedir.

Dil, tarih boyunca insanlar arasındaki en güçlü iletişim aracı olmuştur. Birbirini anlamayan insanların, aynı coğrafyada yaşayabilmeleri ve ortak çıkarlarını koruyabilmeleri mümkün değildir. Dolayısıyla milletleri bir arada tutan değerlerin başında, dil birliği gelmektedir.

Bir milletin varlığını meydana getiren şey, o milletin geçmişidir. Geçmişi kuşaktan kuşağa taşıyan dil, o milletin edebiyatı ve tarihiyle bir başka vücut kazanır. Geçmişine sahip çıkamayan; dilini, edebiyatını ve tarihini ihmal eden milletler, yıkılmaktan ya da başka milletlerin boyunduruğuna girmekten kurtulamazlar. Tarih, bu tür örneklerle doludur.

Bu konuda Ata’mız; “Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil, şu’urla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” demiş ve yalnızca toprağın değil, dilin de işgâle uğrayabileceğini önemle vurgulamıştır.

Bu gerçeğin her zaman farkında olan ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk: “Sizler, ölene kadar Türk gençliğini yetiştirecek ve öz Türkçe’yi bir kültür dili yapmaya çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ve Türklük, medeniyete bu yolla kavuşabilir.”[2] diyerek medeniyete giden yolu da açıkça göstermiş, hatta vasiyet etmiştir.

Türk dilinin, kültür dili yapılması yolunda atılacak ilk adımı da şöyle ifade ediyor ulu önderimiz: “Zengin lûgatımızın toplandığı gün, milli varlığımız, en kuvvetli bir dal kazanacaktır. Bizim milliyetçiliğimizin esası, dil birliğimizin korunmasıyla mümkün olacaktır.”[3]

Atatürk, her şeyden önce Türk milliyetçisiydi. Politikası, ileride Türk devletleriyle işbirliği yapmak, milliyetçilikten kesinlikle taviz vermeden ekonomide ve dış siyasette küresel davranmak, batıya bağımlı olmaksızın dünyaya açılmaktı. Mustafa Kemal Atatürk, zamana ve koşullara uymazdı. Çünkü zamanı ve koşulları kendisi belirlerdi. Dil konusunda da böyle davranmıştı. Sık sık çevresine; “İstanbul’da çıkan bir dergiyi, Kaşgar’daki Türk de anlayabilmelidir.” derdi. Ulu önderimiz daha 1933 yılında, bir gün Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılacağını, Türk Devletleri’nin kucaklaşabilmelerinin, kültürel ve ekonomik işbirliği içinde olabilmelerinin temel koşulunun, öncelikle birbirlerini anlayabilmek olduğunu söylemişti. Bunun içinde de Türk dili araştırılmalı, incelenmeli ve bütün Türklerin anlayabileceği bir Türkçe geliştirilmeliydi.

Bu konuda söylediği şu sözleri dikkat çekicidir: “Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, alâkalı olmasını isteriz.”

İşte Mustafa Kemal Atatürk bu düşünceler ışığında; “Türk dili zengin, geniş bir dildir. Her mefhûmu ifadeye kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek lazımdır. Türk milletini ve Türk dilini medeniyet tarihinin ve kültür dillerinin dışında görmenin ne yaman bir yanlış olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz.” [4] demiş ve 12 Temmuz 1932 günü Türk Dil Kurumu’nu, yani o zamanki ismiyle Türk Dili Tedkîk Cemiyeti’ni kurmuştur. Atatürk’ün kendi el yazısıyla hazırladığı çalışmada, Türk Dili Tedkîk Cemiyeti’nin çalışma alanları şu başlıklar altında toplanmaktaydı:

1- Filoloji ve Lengüistik
2- Lûgat ve Istılah
3- Gramer ve Sentaks
4- Etimoloji

Bu kurum; 17 Ağustos 1983 günü çıkartılan yasa ile başbakanlığa bağlı, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu içinde yer alan bir devlet kuruluşuna dönüştürülünceye kadar, 51 yıl, 3 ay, 7 gün boyunca varlığını sürdürmüştür.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 5 Eylül 1938 günü Dolmabahçe Sarayı’nda düzenleyerek, İstanbul 6. Noteri İsmail Kunter’e teslim ettiği vasiyetnamesi şöyledir:

“Mâlik bulunduğum bütün nukûd[5] ve hisse senetleriyle Çankaya’daki menkûl ve gayrimenkûl emvâlimi, Cumhûriyet Halk Partisi’ne âtîdeki[6]şartlarla terk ve vasiyet ediyorum:

1- Nukûd ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemâlandırılacaktır.
2- Her seneki nemâdan, bana nisbetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbûle’ye ayda bin, Âfet’e sekiz yüz, Sabiha Gökçen’e altı yüz, Ülkü’ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile’ye şimdiki yüzer lira verilecektir.
3- Sabiha Gökçen’e bir ev de alınabilecek para verilecektir.
4- Makbûle’nin yaşadığı müddetçe Çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.
5- İsmet İnönü’nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmâl için muhtaç oldukları yardım yapılacaktır.
6- Her sene nemâdan mütebâkî miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumları’na tahsis edilecektir.

K. Atatürk

Ulu önderimiz Atatürk’ün vasiyetnamesinin 6. maddesine dikkat çekmek isterim. Bu madde, Mustafa Kemal Atatürk’ün; Türk Tarihi’ne, Türk diline ve Türk dil birliğine verdiği önemin en açık delili değil midir?

“Türk milletinin dili Türkçe’dir. Türk dili, dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti, geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlâkını, an’anelerini, hatıralarını, menfaatlerini kısacası bugün kendi milletini yapan her şeyin, dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” diyerek, bu konudaki düşüncelerini açıkça ortaya koyan Mustafa Kemal Atatürk’ün, vasiyetinde Türk Tarih ve Dil Kurumları’na para ayırmasından daha tabi ne olabilir?

Türkçe’nin her kavramı ifade etme yeteneği olduğuna inanan Atatürk’ün, Türk dili konusunda ne kadar yetkin ve bilgi sahibi olduğunu, bir örnekle anlatmaya çalışalım.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Anıtkabir’de sergilenen özel eşyalarının arasında, bir telgraf yer alır[7]. Bu telgraf, Atatürk tarafından, manevi kızı Sabiha Gökçen[8] hanıma gönderilmiştir. Yaşamım boyunca Anıtkabir’e hatırlayamadığım kadar çok ziyaretlerde bulundum. Yine yıllar önce yaptığım ziyaretlerimin birinde sözünü ettiğim bu telgrafı okurken bir kelime son derece dikkatimi çekmişti. Hafızam beni yanıltmıyorsa bu telgraf ana hatlarıyla şöyleydi:

“Muhterem uçman kızım Sabiha;

Muvaffakıyyetini memnuniyyetle öğrendim. Devamını temenni eder, öperim gözlerinden sevgili yavrum.

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK”

Bu telgrafta yer alan ve koyu harflerle yazarak ön plana çıkartılmaya çalışılan uçman kelimesine dikkatinizi çekerim.

Yıllardan beri okullarımızda Dil Bilgisi dersleri verilir. Bu ders, Türkçe dersi kapsamında yedirilmiş olarak verilir öğrenciye. Türkçe’nin dil özellikleri, yapım ekleri, ismin türleri ve durumları gibi konular anlatılır da anlatılır, zavallı öğrenciler de gerilir de gerilir bu derslerde.

Türk Dil Bilgisi dersinin aslında ne kadar önemli olduğunu, aradan uzun yıllar geçtiği zaman anlayabildim. Nasıl mı? İşte Atatürk’ün yukarıda yazdığım telgrafını okuduktan sonra.

Pilot kelimesi, bir İngilizce kelimedir. Anlamı da hepimiz tarafından bilindiği üzere, uçağı kullanan ya da uçak kullanmakla görevli olan kişidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, daha 20. yüzyılın ilk çeyreğinde, uçmak kelimesinden uçman kelimesini türetmiş. Tıpkı, öğretmek kelimesinden öğretmen, saymak kelimesinden sayman, yazmak kelimesinden de yazman kelimelerinin türetildiği gibi. Yani bir emir durumundaki fiilin (eylemin) sonuna, en ya da an eki getirildiğinde, o fiili yapan kişi anlamındaki isim elde ediliyor. Ekler, Türk dilinin yaratım ve türetim olanaklarını sınırsız kılmaktadır. Şunu kesinlikle vurgulamak zorundayız ki Türkçe’nin bu doğurganlık özelliği yeterince kullanılamadığı sürece, Türkçe’nin gelişmesi mümkün değildir.

Dil Bilgisi dersi öğretilirken söz konusu bilgilerin neden ve ne için öğretildiğinin bilincine varılsaydı, öğrenciler birer yetişkin insan olduklarında Türkçe’ye sahip çıkarak dilimizi geliştirir, yeni terimler ve kelimeler türetebilirlerdi. O dil bilgisi dersleri her şeyden önce; dilimizi, dilimizin doğurganlık özelliğini ve kelime türetebilmenin yollarını öğretiyor.

Türkçe’nin gelişmesinin tek yolu, dilimizi yabancı diller boyunduruğundan kurtarmaktan, doğru ve yeni terim üretebilmekten geçmektedir. Bu yolla ilk öğrenimini tamamlayan her Türk vatandaşı, dilimize önemli ölçüde katkıda bulunabilir. Böylece dilimize, yabancı kökenli ya da uyduruk kelimeler giremez.

Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk geometri kitabını yazan kişinin Mustafa Kemal Atatürk olduğunu çok az kişi bilmektedir. Üçgen, kare, dikdörtgen, dörtgen, beşgen, altıgen, sekizgen gibi geometri kelimelerini ve daha bir çoklarını Atatürk türetmiştir. Maalesef bizler Ata’mızın geometride gösterdiği terim türetme başarısını, hukuk ve tıp dilimizde gösteremedik. Hukuk dilinde Arapça ve Farsça’yı, tıp dilinde de Lâtince’yi kullanmayı marifet bildik.

Bir milleti millet yapan öğelerin başında, dil birliğinin geldiğini farkına varan Mustafa Kemal Atatürk, Türk dilinin yabancı diller boyunduruğundan kurtarılması gerektiğini her fırsatta vurgulamıştır. Pilot anlamına gelen uçman kelimesini türetmesi de bu konuya ne kadar önem verdiğinin başta gelen göstergesidir. Ulu önderimiz, dilini yitirmeye başlamış bir milletin, her şeyini yitirmeye mahkum olacağını çok iyi bilmekteydi.

20. yüzyılda yetişmiş olan liderlerden çok farklıdır Mustafa Kemal Atatürk. O, diğer liderler gibi devlet adamı ve asker olmanın da ötesinde, çağının en büyük inkılâpçısıdır. Kıyafette, dilde ve çok çeşitli konularda yaptığı köklü inkılâplar, her liderin altından kalkabileceği işlerden değildir. Bu özelliklerinden dolayı Mustafa Kemal Atatürk, 20. yüzyılın yetiştirdiği en büyük liderdir.

Doğru düşünerek, doğru konuşarak ve doğru yazarak dilimize sahip çıkmak, Atatürk’ün davranışlarından, yazdıklarından, yaptıklarından ders almak, hepimizin görevi olmalıdır. Aksi halde yaptıklarımız, kuru kuruya Atatürkçülük’ten öteye gitmeyen davranışlar olacaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk gençliğinden istediği, kendisini bir çift gözle değil, akılları ve yürekleriyle görmeye çalışmalarıydı. “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kâfidir.” derken bunu kastetmekteydi.

Güçlü Türkiye’nin anahtarı, Atatürkçülük’tür. Atatürk’ün üzerine titrediği Türk dili zenginleştirilmeden, Türk Dünyası’nda dil birliği sağlanmadan, bu anahtarın her kapıyı açabilmesi mümkün görünmemektedir.

Ne demişti ulu önderimiz? “Öğretmen mum misâlidir. Etrafını aydınlatır ancak kendisi erir ve tükenir.”

Başöğretmenimiz olan Atatürk’ümüz de milletini aydınlattı, sonunda eridi ve tükendi. Ancak unutmayalım ki tükenen sadece Ata’mızın naçiz vücuduydu. Etrafına saçtığı aydınlık, hâlâ önümüzdeki en kıymetli ve tek kılavuzumuzdur.

“Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerimi inkâr edenler ve bana karşı çıkanlar olabilir. Hatta bunlar benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidir ki bu fikirler Hindistan’dan, Mısır’dan döner dolaşır, gene gelir, feyizli neticeleri kalplerimizi doldurur.” - Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Günay GÜNAYDIN

KAYNAKÇA
  • 1- “Türkçe Sözlük”, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1988
  • 2- “İmlâ Kılavuzu”, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2000
  • 3- KOÇ, Yusuf; KOÇ, Ali; “Başbuğ Atatürk”, Kamu Birlik Hareketi Eğitim yayınları (8. Basım), Ankara, 2006
  • 4- KOÇ, Yusuf; KOÇ, Ali; “Tarihi Belgeler Işığında Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk”, Kamu Birlik Hareketi Eğitim yayınları (12. Basım), Ankara, 2007
  • 5- ÖZEL, Sevgi; ÖZEN, Haldun; PÜSKÜLLÜOĞLU, Ali; “Atatürk’ün Dil Kurumu ve Sonrası”, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 1986
  • 6- ÜLKÜTAŞIR; M. Şakir; “Atatürk ve Harf Devrimi”, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, (Basım Tarihi Yok)
  • 7- “Türk Tarih Kurumunca Düzenlenen Yazı Devriminin 50. Yılı”, Türk Tarih Kurumu Basımevi, (Basım yeri ve Tarihi Yok)
  • 8- TANKUT, Hasan Reşit; “Atatürk’ün Dil Çalışmaları, Atatürk ve Türk Dili”, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1963
  • 9- İNAN, Afet; Türk Dili Dergisi, Türk Dil Kurumu, Sayı: 170, Ankara, 1965
  • 10- AYKUT, Mahmut Atilla; “Zaferi Tamamlayan İnkılâp”, İleri Gazetesi’nden, TDK Yıllık, Ankara, 1944
  • 11- ZÜLFİKAR, Hamza; “Terim Sorunları ve Terim Yapma Yolları”, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1991







En son düzenleme: 28-12-2008 04:29 AM mrtcn92.

Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj: #2
07-10-2008, 07:04 AM
mrtcn92
Yönetici
********
Root Admin

Para Puan: 25155
Mesajlar: 4,726
Grup: Root Admin
Katılım: Oct 2007
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
RE: Atatürk'ün Türk Diline ve Türk Tarihine Verdiği Önem
ATATÜRKÜN TÜRK DİLİ İÇİN YAPTIĞI ÇALIŞMALAR -2

atatürk ün türk dili ile ilgili yaptığı çalışmalar



Bir milletin birlikve varlığını sürdürebilmesinde dilin çok önemli bir yeri vardır. Bunuçok iyi bilen Atatürk, Türk Dili''nin zenginleşmesi ve sadeleşmesi içinçalışmalar yaptı.
Osmanlı Devleti''nin ilk zamanlarında, sade birTürkçe kullanılıyordu. Zamanla Arapça ve Farsça''dan birçok kural vekelime dilimize girdi. Böylece Arapça, Farsça ve Türkçe kelimelerdenoluşan Osmanlıca karma bir dil olarak ortaya çıktı. Yöneticiler veaydınlar Osmanlıca''yı kullanırken, halk Türkçe konuşuyordu. Dildeki buayrılık Türkçe''nin gelişmesini ve mîllî bütünlüğün kurulmasınıengelliyordu.
On dokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren dilinsadeleşmesi ile ilgili çalışmalar yapıldı. Fakat olumlu bir sonuçalınamadı. Cumhuriyetin ilânından sonra, Türkçe''nin yabancı dillerinetkisinden kurtarılması çalışmalarına hız verildi. Türk dili ile ilgiliçalışmalar yapmak üzere Atatürk''ün emriyle Türk Dilini Tetkik Cemiyeti(Türk Dil Kurumu) kuruldu (1932). Bilim ve fikir adamlarının katıldığıbir dil kurultayı toplandı. Bu kurultayda, halkın anlamadığı özellikleArapça ve Farsça''dan Türkçe''ye geçmiş olan kelime ve deyimlerinTürkçe karşılıklarını bulmak üzere çalışmalar yapılmasına kararverildi. Bu çalışmalar sayesinde yazı dili ile konuşma dili arasındakifark
ortadan kaldırıldı.
Türk diline gereken önemin verilmesiniAtatürk şu sözleriyle ifade etmiştir "Türk dilinin, kendi benliğine,aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması
için, bütün devletteşkilâtımızın dikkatli ve alâkalı olmasını isteriz." Türkçe''ninmilletimiz için önemini de "... Türk Dili, Türk Milleti için kutsal bîrhazinedir... Türk Dili, Türk Milleti''nin kalbidir, zihnidir" diyerekbelirtmiştir.









En son düzenleme: 28-12-2008 04:25 AM mrtcn92.

Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj: #3
07-10-2008, 07:07 AM
mrtcn92
Yönetici
********
Root Admin

Para Puan: 25155
Mesajlar: 4,726
Grup: Root Admin
Katılım: Oct 2007
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
RE: Atatürk'ün Türk Diline ve Türk Tarihine Verdiği Önem

ATATÜRK'ÜN TÜRK DİLİNE VERDİĞİ ÖNEM - 3
Toplumları millet haline getiren en önemli unsur dildir. Dil, duygu ve düşünceyi insana aktaran bir vasıta olduğu gibi, insan topluluklarının bir yığın ve kitle olmaktan kurtaran, aralarında "duygu ve düşünce birliği" olan bir cemiyet yani 'millet' haline getiren en önemli kültürel değerdir. Ayrıca dil, kültürün temeli olduğu gibi taşıyıcısıdır da... Dili yok ettiğiniz takdirde milli ruh ve kültür diye bir şey kalmaz. Bu sebeple dili korumak, koruyucu tedbirler almak önemlidir.

Bizler Türk'üz ve dilimiz Türkçe'dir. Türkçe; dünyanın en eski, köklü ve en zengin iki dilinden biridir. Dil bilimcilere göre; kelime türetme yeteneği bakımından da dünyanın en güçlü dilidir. Her konuya ve duruma göre karşılık vermeye en müsait dil yine Türkçe'dir. Ayrıca Türkçe, yazıldığı gibi okunması özelliğiyle de gıpta edilen bir dildir. Türk dilinin bu güzelliğini ve gücünü bilen, Türk dili konusunda önemli çalışmalara imza atan en önemli kişi, hiç şüphe yoktur ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Büyük Önder Atatürk'tür. Atatürk, Türk dili konusunda; "Türk milletinin dili Türkçe'dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır. Bir de Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakının, an'anelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir." diyerek hem Türk diline verdiği önemi, duyduğu sevgiyi belirtmekle beraber, Türk dilinin büyüklüğünü ve Türk milleti için önemini ortaya koymuştur.

Atatürk, bir dil bilimci değildi. Ancak, dile sadece bir devlet adamı ya da siyasetçi gözüyle de bakmıyordu. O, dilin bir milleti meydana getiren unsurları bir arada tutan en önemli etken olduğunu biliyordu. 1931 yılında söylediği sözle bunu açıkça beyan etmişti. "Milletin çok açık niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, Türk toplumuna bağlı olduğunu iddia ederse buna inanmak doğru değildir." Ayrıca Atatürk'ün, dil konusundaki hassasiyeti eski tarihlere dayanmaktaydı. 1916 yılında okuduğu şiir kitaplarına dil konusunda notlar düşmesi bunun açık delilidir.

Atatürk, Türk kimliğini Türkçe ile tanımlıyordu. "TÜRK demek, TÜRKÇE demektir. NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!" diyordu. Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'ndan sonraki temel davası Türkçe'yi, dolayısıyla Türk kültür ve kimliğini yabancı boyunduruklardan kurtarma-koruma, bunun için de eğitimi her düzeyde Türkçe ile yapmak, halkın yabancı dille eğitime özenmesini önleyecek tedbirler almak olmuştur. Bu konuda da şunu söyleyecektir: "Kat'i olarak bilinmelidir ki, Türk milletinin dili ve milli benliği bütün hayatında hakim ve esas olacaktır." Atatürk ayrıca, Türk dilini geliştirerek ve yayarak, bütün Türk dünyasının lehçe farklılıkları giderilerek müşterek bir dil bağı ile birleşmesini, kısaca bütün Türk dünyasında bir kültür birliği meydana getirmek istiyordu. Bu sebeple; "Türkiye dışında kalmış Türkler için, ilkin kültür meseleleriyle ilgilenilmelidir. Nitekim biz Türklük davasını böyle müspet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihinde, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal Gölü ötesindeki Yakut Türkleri'nin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz" diyerek Türk dünyasındaki dil ve tarih birliği çalışmalarına ne kadar önem verdiğini gösterir. Ayrıca 1933 yılında, Sovyetler idaresinde kardeşlerimiz olduğunu, bir dağılmanın olacağını, buna hazırlanmamız gerektiğini, bunun için köprüleri sağlam tutmamız gerektiğini söylemiş, kültürün, dilin, tarihin birer köprü olduğunu işaret etmiştir.

Gazi Mustafa Kemal, Şeyh Sait ayaklanmasının yarattığı bunalımı atlatır atlatmaz, önce 'Türk Dili Encümeni' kurdu. (Dil ve tarih üzerindeki çalışmalar, önceleri 'encümen' biçiminde başladı. Daha sonra bunlar 'Dil Kurumu' ve 'Tarih Kurumu' haline geldiler) Atatürk bir sözünde, "Milli his ile dil arasında bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil, şuurla işlensin. Ülkesini ve yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır" demişti. Bu sözünden yola çıkarak Türk Dili Encümeni'nin kuruluş gayesini anlamak mümkün.. Encümenin kuruluşu ile Atatürk, dildeki Arap kökenli sözcükler yerine, halkın içinde yaşayan Türkçe sözcüklerin yerleştirilmesi için bir ön çalışma yaptırıyordu. Her ilde, "Kelime Kolları" kurulmuştu. Öğretmenlerin öncülük ettiği bu kollar, evlerdeki yaşlı insanlarla ilişki kuruyorlar; onların kullandıkları sözcükleri, arapça karşılıkları varsa onları da ekleyerek, Ankara'ya "Dil Encümeni"ne gönderiyorlardı. Gazi Paşa, dili özüne çekmeye, elverdiğince yabancı sözcüklerden arındırmaya kararlı idi. Eğer bir Türk Dünyası yeniden kurulacaksa, onun dili Arap ve Fars dilinin egemenliğinden kurtulmalıydı.

Tarama kolları, önceleri çok başarılı çalışmalar yaptı. Fakat sonraları, bu kollarda çalışanların devlette itibar kazandığına dikkat edenler, halkın arasına girip sözcük derleyeceklerine 'uydurmayı' daha kolay buldular ve çalışmayı yıprattılar. "Dil Taramaları" göze girmenin, yükselmenin ilk basamağı gibi kullanılmaya başlandı.

O dönemde bilimadamlarınca 'Güneş Dil Teorisi' ortaya atılmıştı. Teori; bütün dillerin kökünün-aslının aynı olduğu iddiası üzerine kurulu idi. Kök ise; Türkçe idi. Teori, içeride ve dışarıda büyük heyecan uyandırdı. Meksikalılar, Atatürk'e Astekler'e ait bir kitap gönderdiler ve genç, idealist, çalışkan ilim adamlarınca çalışmalar derinleştirildi. Prof. Adile Ayda Etrüsklerin dili-tarihi üzerinde dururken, Hamit Koşay Baskların dilini inceledi. Lakin, Güneş Dil Teorisi'ni beğenenlerde oldu, aşırı bulanlar, yadırgayanlar da.. Atatürk'ün ölümünden sonra bu teori rafa kaldırılacaktır.

Mustafa Kemal Paşa'nın çevresinde okumuşlardan oluşmuş heyecanlı bir ortam vardı, lakin sayıca sınırlı ve bilgi açısından tam anlamıyla yeterli değildi. Ayrıca inanmış ve sağlam bilgi birikimi olanların sayısı çok azdı; onlar da devlet hizmetindeydiler. Ayrıca ATA, hedeflerini en yakınında olan insanlara bile açıkca ifade etmiyordu. Atatürk'ün bu denli dil ve tarih çalışmalarına gömülmesini anlayamayanlar, yadırgayanlar vardı. Lakin Gazi Paşa için, bazı şeylerin azlığı ya da yokluğu, o işin yapılması çalışmalarını durdurmadı, sonuçta durduramamıştır da..

Sovyetler Birliği, Mustafa Kemal Paşa'nın yoğun bir Türkolog trafiği yaratmasını, Orta Asya Tarihi üzerinde çalışmasını ve Türkçe'yi , Asya Türkleri'nin kullanabileceği biçime sokmasını dikkatle ve tedirginlikle izliyorlardı. Bu sebeble Sovyetler Birliği, bu ilişki ayaklarından birini yok etmek için yani Türkiye Cumhuriyeti ile yazışmaları engellemek için, kullanılan Arap harflerini yasaklamış, fakat Sovyetler Birliği yönetiminin milliyetçi davrandığını gizlemek, göstermemek için Kirl harfleri ile değil, Latin harfleri ile okuyup yazmayı kanunlaştırmıştı.

Oysa M. Kemal Paşa, "Türkiyat Enstitüsü" nü kurmuş, Sovyetler Birliği'ni Türk ve yabancı Türkologların yağmuruna tutmuş, öte yandan da Türkiye'de basılan kitap ve gazeteleri bu giden, gelenlerin aracılığı ve posta ile göndererek ortak kültür hazırlığına girişmişti. Ama Sovyetler Birliği'nin, Latin harfleri ile okuyup- yazmayı zorunlu hale koyması, bu köprüleri yıkıyordu. Oysa dilde birlik kurulmadıkça, birliktelikten nasıl bahsedilebilirdi.

İki yıl beklendi.. Durumda herhangi bir değişiklik olmayınca Atatürk, Türkiye'nin Latin harfleri ile okuyup yazması fikrini ortaya attı. Orta Asya Türkleri ile bağların kopmaması gerekiyordu. Büyük bir hızla 1928 Harf İnkılabı gerçekleştirildi. Böylece Türkiye, Latin harflerini benimsedi. Bu yeni gelişme, Sovyetler Birliği'nin gözünden kaçmamıştı. Aslında bekledikleri bir durumdu. Atatürk Türkiyesi, Azerbaycan ve Türkistan Türkleri ile dirsek temasını yitirmek niyetinde değildi. Ama Sovyetler Birliği de bu dirsek temasından kuşkulanıyordu.

Sovyetler Birliği'nde büyük bir gizlilik içinde, 1929 yılında "Bütün Sovyetler Birliği vatandaşları arasında yalnız Kiril harflerinin kullanılacağı" yasası çıkarıldı ve yeniden Türkiye'nin kurduğu köprüleri dinamitlediler. Artık Türkiye'nin "bu konuda" yapacak bir şeyi yoktu. Sovyetler Birliği'nin bu tür uygulamaları II. Dünya Savaşı yıllarında bile sürdü.

Atatürk, Türk dilinin yabancı kelimelerden arınmasını bilimsel kararlara bağlayacak "Türk Dili Kurultayı" çalışmalarını her şeyin üstünde tutuyordu. Dünyayı şaşkına çevirecek, 'Büyük Türk Devletleri Birliği' nin temel taşları, işte bu kurultay çalışmaları idi. Bilimsel terimlere bile Türkçe karşılıklar bulunmuştur. Atatürk bu konuda şöyle diyor: "Batı dillerinden hiçbirinden aşağı olmamak üzere, onlardaki kavramları anlatacak keskinliği, açıklığı haiz Türk bilim dili terimleri tespit edilecektir." Öyle de olmuştur; Atatürk bizzat kendisi bu dava uğruna çalışmış, bugün askerlikte olsun, matematikte olsun kullandığımız bir çok terimleri Türkçe'nin derinliklerinden çıkarıp bize armağan etmiştir. 1938'de vefatından az bir zaman önce, "Türlü bilimlere ait Türkçe terimler tespit edilmiş, bu surette dilimiz yabancı dillerin tesirinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır. Bu yıl okullarımızda tedrisatın Türkçe terimlerle yazılmış kitaplarla başlamış olmasını kültür hayatımız için mühim bir hadise olarak kaydetmek isterim." diyerek, bu konuda büyük bir ilerleme kaydedildiğini belirtmiştir.

26 Eylül 1933'de Atatürk'ün isteği ile bütün yurt sathında "Dil Bayramı" kutlanmıştır. Yalnız, Türk dilinin temizlenmesini değil, eş anlam sözcüklerle dilin zenginleştirilmesi de gözleniyordu. Atatürk'e göre, dilin kaynağı millet idi, araştırmalar da milletten beslenmeliydi.

Atatürk, hem dilin zenginleşmesine, eş anlam sözcüklerle sanat ve bilim dili olacak köklere kavuşmasına önem veriyor; hem bunları işleyip bilimsel yapıyı oluşturacak kuruluşları kazandırmaya çalışıyordu. İstanbul Üniversitesi'ne bağlı bir "Dil Okulu" açılması, halkevlerinde "Edebiyat ve Türk Dili Kolları" kurularak köylere kadar uzanan araştırma ve soruşturmalarla yeni sözcüklerin taranması, hep bu hedef doğrultusunda alınmış kararlar sonucu yapılmış çalışmalardır.

Atatürk, bu çalışmaları büyük bir ilgiyle takip ediyordu. Her sabah, Türkiyat Enstitüsü'nün günlük çalışma raporlarına gözatıyor, Sovyetler Birliği'nin Türk Dünyası ile ilgili haberlerini (varsa) inceleyip değerlendiriyordu. TBMM kararı ile yapılmasına başlanılan Dil ve Tarih-Coğrafya fakültesinin inşaat aşamalarını izliyordu.

Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi... Böyle bir kuruluş, öğretim dünyasında yoktu. Tarih ve coğrafya fakültesi vardı. Dil fakülteleri de vardı. Fakat, hem dil, hem tarih-coğrafyanın bir fakültede birleşmesinin tek örneği Ankara'da idi. Çünkü Atatürk, Asya'daki Türklerin hem tarihini, hem coğrafyasını, hem dilini çok iyi öğrenmiş bir neslin yetişmesini istemekteydi.

Bayar'ın başbakanlığı döneminde dil ve tarih çalışmaları aksamadan sürdü. Özellikle Atatürk, yoğun bir biçimde dil ve tarih üzerindeki bütün çalışmaları izliyordu. Kendisi bu tür çalışmalardan dolayı yorgun düşse de, çevresine bu yorgunluğunu belli etmemeye çalışıyordu.

2 Ağustos 1936 tarihinde üçüncü Dil Kurultayı'nı açtı. Yaptığı konuşmada: "Konuk dil bilginlerinin, Türk dil bilginleri ile birlikte çalışmalarından, dil bilimin şimdiye dek çözemediği bir çok güçlükleri aşacağına, bu çalışmaların bir çok gerçeklerin günışığına çıkmasını sağlayacağına güvenim tamdır" diyordu. Günlerce süren kurultayın en sağlam izleyicisi, Atatürk'tü.. Genel Kurul çalışmalarını izliyor, komisyonlardaki çalışmalara katılıyor, fikirlerini söylüyor. Hedefin yalnız Anadolu Türkleri'nin değil, bütün Türklerin ortak dilini yaratmak olduğunu durmadan tekrarlıyordu.

1936 yılının 19 Ekiminde Türk Dil Kurumu'na gitti ve uzmanlarla 6 saat süren bir çalışma yaptı. Bu, o kadar uzun ve sürekli çalışma idi ki, uzmanların takatı tükendi. Bunu görünce Atatürk: "Yorulduğunuz anlaşılıyor. Benim bazı işlerim olmasa, sizinle kalıp çalışmaları birlikte sürdürmek isterdim. Başka bir fırsatta, bu çalışmaları yine birlikte yaparız, demişti.

Hayatı elvermedi, bir daha buluşup, "Türk dilindeki yabancı sözcüklerin yerine Türkçelerinin konması çalışmalarına katılamadı.. Vefatından önce de Ankara'da iken son ziyaret ettiği yer ise, inşaat bitene kadar çalışmalarına 'Evkaf Apartımanı'nda başlayan Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesi olmuştu. Çalışmalar hakkında bilgi almış, inşaat halinde olan fakülte binasını görmüş, yetkililerle görüşmüştü.

***

Atatürk; son nefesine kadar bilfiil milletin için, milletin geleceği için çalışmış, eşi benzeri olmayan büyük bir lider.. O'nu o kadar özlüyoruz ki, kelimelerle anlatmak mümkün değil.. Aslında bu yazının başlığı 'Bir Millete Adanan Ömür' olacaktı. Lakin, dil konusuna ve Atatürk'ün Türk dili konusundaki hassasiyetine ağırlık vermeyi düşündüğüm için bu başlığı kullanmadım. Bu yazıyı, küçük çaplı bu araştırmayı da dilimize yapılan saldırıların, horlamaların yoğunlaştığı bir dönemde bazı şeylerin daha iyi anlaşılmasını istediğim için toparladım. Keşke daha detaylı bir araştırma olsa idi, Atatürk için ne yapılsa az gelir.

Bir kere daha anladık ki; herkes Atatürk değil, herkes Atatürk olamıyor. Atatürk için hayati önem taşıyan değerlerin, çalışmaların Atatürk'ün ölümünden hemen sonra ismini bile anmak istemediğim kişiler tarafından durdurulmasını, hızla değiştirilmesini, Türk dili yerine-Türk tarihi yerine Latin dilinin-kültürünün okullarda genç beyinlere sunulmasını hiç bir zaman unutmayacağız.

Herkes Atatürk olamıyor!

Atatürk, Türk dil ve tarih konusundaki çalışmalarına hastalığına rağmen, ölüme meydan okurcasına, çevresini hayrete düşüren bir güçle devam etmişti. Yorgundu ama, çevresine hiç bir şekilde yorgunluğunu belli etmiyordu. Bir millet sevilirse eğer, işte böyle sevilmeli.. Atatürk, bu milleti çok seviyordu. Milletinin sevgisi gönlünde hayata gözlerini yumdu. Sevgisi karşılıksız değildi; milleti de bu şerefli evladını bağrına basmıştı.. Gözyaşları sel oldu o gidince ebediyete, ama eceldi işte..

Atatürk ölmedi, bütün zorluklara direnip yaşatacağız O'nu..

Salur Beğ





Yararlanılan Kaynaklar:

* Bozdağ, İsmet; "Atatürk'ün Avrasya Devleti", Tekin Yayınevi, 2. Basım, 1999
* Karakoç, Ercan; "Atatürk'ün Dış Türkler Politikası", IQ Kültür-Sanat Yayıncılık, 2002-İst.
* Kafesoğlu, İbrahim Prof. Dr. ;"Türk Milli Kültürü", Boğaziçi Yayınları, 3. Baskı, İstanbul
* Kaplan, Mehmet; "Kültür ve Dil", Dergah yy., 7. Baskı, 1992-İst.
* Atatürk Kültür Merkezi, "Bilge Dergisi", yıl:1997, sayı:14






En son düzenleme: 28-12-2008 04:24 AM mrtcn92.

Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj: #4
19-10-2008, 01:35 AM
superfrm
Administrators
********
Root Admin

Para Puan: 2605
Mesajlar: 2,111
Grup: Root Admin
Katılım: Feb 2007
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 5
RE: Atatürk'ün Türk Diline ve Türk Tarihine Verdiği Önem
Atatürk'ün Türk Diline ve Türk Tarihine Verdiği Önem - 4

Atatürk’ün Türk Diline ve Türk Tarihine Verdiği Önem   Atatürk, milli dilin korunması ve gelecek nesillere aktarılması doğrultusunda çalışmalar yapmış, "Türk demek dil demektir. Milliyetin çok bariz vasıflarından birisi dildir" diyerek, milletimizin birlikteliği için Türk diline verilmesi gereken önemi vurgulamıştır. "Türkdilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşmasıiçin, bütün devlet teşkilatımızın, dikkatli, alakalı olmasını isteriz." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 1 Kasım 1932, cilt I, s. 372) sözüyle de, bu konuda devlete düşen göreve işaret etmiştir.

Atatürk, Türk milliyetçiliğinin yerleşmesi ve sağlamlaşması hususunda,milletin ortak dil konusunda bilgilenmesi gerektiğine inanmış ve buamaçla çalışmıştır. Bu doğrultuda, Atatürk'ün talimatıyla; 12 Temmuz1932'de, daha sonra "Türk Dil Kurumu" adını alacak olan Türk Dili Tetkik Cemiyetikurulmuştur. Atatürk, Türk dili üzerindeki yerli ve yabancıaraştırmaları bizzat incelemiş, dönemindeki bilginleri, Türk diliüzerinde araştırmalar yapmaya yönlendirmiştir. Nitekim Türk dilinin eneski anıtları olan Göktürk (Runik) yazılı metinlerinin ilk iki cildi, onun sağlığında yayımlanmış; Divanü Lügati't-Türk, Kutadgu Bilig gibi eserler üzerinde de yine onun sağlığında çalışılmaya başlanmıştır.( Türk Dil Kurumu web sitesi, www.tdk.gov.tr )

Atatürk'ün Türk Tarihi ve Türk Dili konularına ne denli önem verdiği,ölümünden kısa bir süre önce yazdığı vasiyetname ile, mal varlığınıTürk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu'na bırakmış olmasından anlaşılır.Bu iki kurumun bütçesi, bugün de Atatürk'ün mirasındankarşılanmaktadır.

Bir insanın milli değerlerine sahip çıkması için milletini sevmesi;milletini sevmesi için ise onu tanıması gerekir. Milletinin geçmişteyaşadıklarını öğrenen insan, ona daha sağlam bağlarla tutunur; sadakatikatlanarak artar ve milli duyguları daha da perçinlenir.

Türk Milleti’nin büyüklüğüne bütün Türklerin inanmasını arzulayan Atatürk, bu fikri savunmayı hayatı boyunca amaç edinmiştir. "Büyükdevletler kuran atalarımız büyük ve geniş uygarlıklara da sahipolmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek Türklüğe ve dünyaya bildirmekbizler için bir borçtur."..."Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyükişler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır." (Afet İnan, Atatürkhakkında Hatıralar ve Belgeler, 1968, s. 311) diyerek; Türk insanınıntarihini öğrenmesinin önemini vurgulamıştır.

Türk kültürünü ve Türk tarihini bilimsel yoldan araştırmak,tanıtmak ve yaymak amacıyla, Atatürk kurumun çalışmalarına önderliketmiş, çalışma planını kendisi çizmiş; Türk ve Türkiye tarihiniaydınlatacak araştırmacılara yol gösterici nitelikte aşağıdakidirektifleri vermiştir:

".... Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir, yazan yapana sadıkkalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır." (Türk Tarih Kurumu web sitesi, www.ttk.gov.tr)

Bu makale, Önce Vatan gazetesinde 14 Haziran 2006 tarihinde yayınlanmıştır.










superfrm'in imzası www.superfrm.org

En son düzenleme: 28-12-2008 04:31 AM mrtcn92.

Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj: #5
28-12-2008, 04:27 AM
mrtcn92
Yönetici
********
Root Admin

Para Puan: 25155
Mesajlar: 4,726
Grup: Root Admin
Katılım: Oct 2007
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
RE: Atatürk'ün Türk Diline ve Türk Tarihine Verdiği Önem

Atatürk'ün Türk Diline ve Türk Tarihine Verdiği Önem - 5

Atatürk, milli dilin korunması ve gelecek nesillere aktarılması doğrultusunda çalışmalar yapmış

"Türk demek dil demektir. Milliyetin çok bariz vasıflarından birisi dildir"
diyerek milletimizin birlikteliği için Türk diline verilmesi gereken önemi vurgulamıştır.

"Türkdilinin* kendi benliğine aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşmasıiçin bütün devlet teşkilatımızın* dikkatli* alakalı olmasını isteriz." sözüyle de* bu konuda devlete düşen göreve işaret etmiştir.


AtatürkTürk milliyetçiliğinin yerleşmesi ve sağlamlaşması hususunda milletinortak dil konusunda bilgilenmesi gerektiğine inanmış ve bu amaçlaçalışmıştır. Bu doğrultuda* Atatürk'ün talimatıyla; 12 Temmuz 1932'dedaha sonra "Türk Dil Kurumu" adını alacak olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulmuştur.

AtatürkTürk dili üzerindeki yerli ve yabancı araştırmaları bizzat incelemişdönemindeki bilginleri Türk dili üzerinde araştırmalar yapmayayönlendirmiştir. Nitekim Türk dilinin en eski anıtları olan Göktürk(Runik) yazılı metinlerinin ilk iki cildi onun sağlığında yayımlanmış;Divanü Lügati't-Türk Kutadgu Bilig gibi eserler üzerinde de yine onunsağlığında çalışılmaya başlanmıştır.


Atatürk'ünTürk Tarihi ve Türk Dili konularına ne denli önem verdiği ölümündenkısa bir süre önce yazdığı vasiyetname ile mal varlığını Türk DilKurumu ile Türk Tarih Kurumu'na bırakmış olmasından anlaşılır. Bu ikikurumun bütçesi* bugün de Atatürk'ün mirasından karşılanmaktadır.

Birinsanın milli değerlerine sahip çıkması için milletini sevmesi;milletini sevmesi için ise onu tanıması gerekir. Milletinin geçmişteyaşadıklarını öğrenen insan ona daha sağlam bağlarla tutunur; sadakatikatlanarak artar ve milli duyguları daha da perçinlenir.

Türk Milletinin büyüklüğüne bütün Türklerin inanmasını arzulayan Atatürk bu fikri savunmayı hayatı boyunca amaç edinmiştir. "Büyükdevletler kuran atalarımız büyük ve geniş uygarlıklara da sahipolmuştur. Bunu aramak* tetkik etmek Türklüğe ve dünyaya bildirmekbizler için bir borçtur."..."Türk ecdadını tanıdıkça daha büyükişler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır." diyerek; Türk insanınıntarihini öğrenmesinin önemini vurgulamıştır.

Türkkültürünü ve Türk tarihini bilimsel yoldan araştırmak tanıtmak veyaymak amacıyla* Atatürk kurumun çalışmalarına önderlik etmiş* çalışmaplanını kendisi çizmiş; Türk ve Türkiye tarihini aydınlatacakaraştırmacılara yol gösterici nitelikte aşağıdaki direktiflerivermiştir:

"....Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir yazan yapana sadık kalmazsadeğişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır."
(Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri* 1 Kasım 1932* cilt I* s. 372)
(Afet İnan* Atatürk hakkında Hatıralar ve Belgeler 1968* s. 311)



arama: atatürkün türk diline ve türk tarihine verdiği önem, atatürk ün türk tarihineve diline neden önem nedir, atatürkün türk dili anısı, atatürkün türkdil kurumu ile ilgili söz





En son düzenleme: 28-12-2008 04:32 AM mrtcn92.

Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
:
Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git:

İletişimsuperfrm.orgEn Üste DönArşivRSSGizlilik Bildirimi
film indir
Cep forumumuzda telefonunuz için en güzel cep oyun, program, tema, video, melodi ve benzeri içerikler bulunmaktadır. Sitemizde desteklediğimiz cep telefonu markaları ise: Nokia, Sony Ericsson, Samsung, Motorola, Siemens, LG ve Çin Telefonlarıdır.